Ara
  • Balanuye

Akıl

İnsan aklının çok katmanlı bir yapısı vardır. Öykülerde, masallarda, hatta gündelik bir yaşantımızı bir başkasına aktarırken sık sık önce bir şeyin, sonra başka bir şeyin, daha sonra da bir başkasının olduğunu ifade etsek de, aslında pek çok şey bir anda ceryan eder ve aklımız bu şeyleri farklı netliklerde ayırt eder. Yemek yerken yemeğimizle ilgilendiğimiz kadar dışardan gelen sesleri de fark ederiz; o sırada televizyondan gelen uyarıcılar da aklımızda birtakım düşünceleri tetikler; belleğimiz durmaksızın aklımızı meşgul eder… aklımız, adeta üst üste yerleştirilmiş birbirine paraleler katmanların toplamı gibi çalışır durur.


İnsan aklının bu şaşılası performansına karşın, pek çoğumuzun farkına varmadığı bir de zayıflığı vardır: Gündelik yaşamın üst üste binen çeşitli koşuşturmacaları içinde, eğer özel bir gayret ve disiplin göstermezsek, aklımız bu farklı olayların uğrayıp geçtiği, bu yaşantılara gereken basit tepkileri veren önemsiz bir kayıt-çalar cihazına dönüşür. Oysa, pek çok başka canlıda da görülen bu kadarcık işlevden ibaret değildir insan aklı. Yalnızca insan, hiç değilse zaman zaman, gündelik yaşamın alışkanlığa dönüşen rutinlerinden sıyrılıp, “düşünmek” dediğimiz o ayrıcalıklı işleve yönelebilir. Çevrenin rastgele uyaranlarına dürtüsel tepkiler vermeye ara verir, sessizleşir, odaklanır ve düşünür. Kimi zaman bir soruyu, kimi zamansa bir ayrıntıyı.


Düşünürler bu yatkınlığımıza farklı değerler biçerler; örneğin Heidegger insanın genel varolma pratiği içinde bu türden bir “düşünsel odaklanabilme”nin sanıldığı kadar belirleyici olmadığını, tersine, yaşamın daha çok “yaşayagelmek” anlamında bir alışkanlıkla sürdüğünü söyler. Ortega içinse bu yatkınlık insanın vazgeçilmezidir: İçe çekilmeden yaratıcılık olmaz!


Proust’un aklı bu tartışma açısından dikkat çekicidir: Swan’ların yolunda anlatıcı çevreden yayılan kokular ve sesler ile belleğinden sızan fikirleri şimdiki zamanda ve aynı sırada deneyimler; anlatırken odaklanır, ama odaklanırken yaşayagelmeyi sürdürür. Proust romanı ne yalnızca içebakış, ne de düz betimleme girişimidir. Daha çok, insan aklının olası faaliyet potansiyeli üzerine estetik bir örneklemedir.


(17.05.2007, Per)

7 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Uygarlığımız, "ben", "sen" ya da "o" diyerek işaret ettiğimiz varlıklara kısaca "bedenler" deme olanağını çoktandır elimizden almış görünüyor. Birine "beden" demek, onu bedenden ibaret saymakla eşanla

O türkünün nakaratı şöyledir: Sen kalem ol ben kağıt, Yaz beni yarim yarim, Çiz beni yarim yarim, Çöz beni yarim yarim İnsanın "ben" oluşu trajedinin de başlangıcıdır. Bir bütünlük olarak kendini duym

Yanlış olduğu oranda yaygın inanışlar nasıl gelişir? Yanlış oldukları apaçık değilse, belki? Doğru oldukları sanıldığından mı? Yanlış ama çekici inançlarımız olabilir mi? Gerçek, sandığımız kadar cazi