Ara
  • Balanuye

Vefa ve hayal kırıklığı: Bir erdemin soykütüğü

Vefasız davrandığımız her durumda en az bir kişiyi hayal kırıklığına uğratmış oluruz. "Yapılan iyiliği unutmak" vefasızlığı anlamada yetersiz kalır; kavram bizden daha fazlasını talep eder: Senin sen oluşuna tanıklık ettim, tanıklığımı unutma!


Vefa büyük bir yüktür. Zorla verilen bir borç, kaçınılmaz bir alacak, çaresiz bir ortaklıktır. Borcu ödemek yüceleştirir; yüceleşmek çoğu zaman hayattan vazgeçmek olsa da... Yüceleşmenin bedelini hayatla ödeyecek olmak ne tuhaf!


Hayat bizi unutuşun o görkemli sofrasına sürekli davet eder. Her davet yeni bir bağlanış, elbette yeni bir kopuş ve yeniden bağlanıştır. Hayata karışmak vefasız olmaktır; budaklı dev bir gövdenin baltaya direnmeyi kestiği anın tam ortasıdır: Suçluluk, devrilen bir direncin arkasından ağır ağır yükselen bir fısıltıdır. Artık sessizlik vefasızlık doludur.


Her vefasızlık en az birini hayal kırıklığına uğratsa da, her hayal kırıklığı vefasızlıktan kaynaklanmaz. İki uçlu bir aşırılık tahteravallisidir hayal kırıklığı yaratmak: Kimisi herkesi hayal kırıklığına uğratabileceğini en başta itiraf eder; adeta yalnızca yeneceği kumarbazlarla pokere oturmaktadır. Kimisi ise hiçkimseyi hayal kırıklığına uğratmamak üzere yola çıkar. İlki, mesafeli birinin bencil soğukluğu ise, diğeri vefasız bir romantiğin suçlu sıcaklığıdır.


Aristo'nun erdemler üzerine soruşturmalarında vefa ve hayal kırıklığından hiç söz etmemiş olması ne kadar anlaşılmaz geliyor. Hayatta en azından bir kişiye hep vefalı kalmak ve hiç değilse onu hiç hayal kırıklığına uğratmamak nasıl da yakışırdı erdem kürsüsüne... "Bir tek seni hiç hayal kırıklığına uğratmadım" derken, kim bilir, hem hayat hem de yüceleşmek romantik bir dansın en uyumlu figürüne dönüşmez miydi?


(16.05.2008, Cum)

23 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Uygarlığımız, "ben", "sen" ya da "o" diyerek işaret ettiğimiz varlıklara kısaca "bedenler" deme olanağını çoktandır elimizden almış görünüyor. Birine "beden" demek, onu bedenden ibaret saymakla eşanla

O türkünün nakaratı şöyledir: Sen kalem ol ben kağıt, Yaz beni yarim yarim, Çiz beni yarim yarim, Çöz beni yarim yarim İnsanın "ben" oluşu trajedinin de başlangıcıdır. Bir bütünlük olarak kendini duym

Yanlış olduğu oranda yaygın inanışlar nasıl gelişir? Yanlış oldukları apaçık değilse, belki? Doğru oldukları sanıldığından mı? Yanlış ama çekici inançlarımız olabilir mi? Gerçek, sandığımız kadar cazi