Ara
  • Balanuye

Zeka derken...

Cezayir kökenli Fransız oyun yazarı Genet bir İngiliz gazetecinin isteği üzerine “memleketler” konulu bir röportaj için hazır bulunur. Gazeteci, genel ve çabuk bir başlangıç yaparak İngiltere ile başlar: İngiltere’yi nasıl buluyorsunuz?


Genet, alışılmış keskinlik ve kararlı tondaki sesiyle, cömertçe sıralamaya başlar düşüncelerini: Zevkten yana nasipsiz Kraliçe’nin rükuşluğundan, lezzete uzak sözde İngiliz mutfağına, her mevsim peynir beyazlığında kalmayı başaran İngiliz insanından, Londra’nın güneşe hasret gri gökyüzüne varıncaya kadar verir veriştirir. Gerçek bir İngiliz olduğu anlaşılan muhabir derinden derine yara almıştır; saklı bir milliyetçilik duygusuyla olacak, “İngilizlerin hakkını yemiyor musunuz sayın Genet, İtalyanlar vergi kaçırmakla şöhretlidir, oysa bir İngiliz topluma borcunu ödemek için komşusuyla yarışır” deyiverir.


Kısa bir sessizliğin ardından Genet verdiği röportajı değiştirmek istediğini söyler: “Düzeltin lütfen! Şunları yazalım” der:

- İngilizler büyük bir halktır, çünkü İtalyanlar vergilerini ödemezler!


Zeka, çok farklı biçimlerde kendini gösterebilir. Kimi zaman hazır cavaplık, kimi zaman zor bir problemin çözümü, kimi zaman bir fizik formülü, kimi zamansa ince bir alaycılık... bu özelliği zekayı belki de ölçülmesi gereken bir değişkenden çok, her fırsatta sergilenmesi gereken, bunun için uygun ortamların yaratılmasını isteyeceğimiz bir zevke dönüştürür.


Ne var ki, zekayı ölçme meraklıları her zaman olmuştur. Bu ölçmecilere göre, tıpatıp aynı iki beyaz kağıda yazılmış ya da çizilmiş sorular karşısında, aynı süre içinde en çok doğru yanıtı üretmeyi başaran -apaçık- daha zekidir. Diyelim, adaylardan biri söhreti tüm Avrupa'ya yayılmış Giritli Dondurmacı, diğeri de okullu bir Matematikçidir. Yarışmayı Giritli'nin kazanamayacağı açıktır. Matematikçi için, kağıt üstünde sorulandan çok, kağıtla ve dille bu türden karşılaşmaların kendisi "tanıdık"tır. Giritli içinse "kendisi" ile "kağıdın" bu karşılaşması kimbilir ne kadar yabancıdır.

Karşılaşmalar o denli çeşitlidir ki bunların tümünde örtük tek bir "maharet"in orada sesszice beklediğini düşünmek, üstelik bunu herkese eşit oranda tanıdık gelecek bir karşılaşmaya dönüştürmek, dahası buna yaslanan ölçme araçları geliştirmek olanaksızdır.

Zeka terimi, dile gelmez sayısız sıradışılıkların toptancı makbuzu değil midir?


(13.11.2006, Pts)

12 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Uygarlığımız, "ben", "sen" ya da "o" diyerek işaret ettiğimiz varlıklara kısaca "bedenler" deme olanağını çoktandır elimizden almış görünüyor. Birine "beden" demek, onu bedenden ibaret saymakla eşanla

O türkünün nakaratı şöyledir: Sen kalem ol ben kağıt, Yaz beni yarim yarim, Çiz beni yarim yarim, Çöz beni yarim yarim İnsanın "ben" oluşu trajedinin de başlangıcıdır. Bir bütünlük olarak kendini duym

Yanlış olduğu oranda yaygın inanışlar nasıl gelişir? Yanlış oldukları apaçık değilse, belki? Doğru oldukları sanıldığından mı? Yanlış ama çekici inançlarımız olabilir mi? Gerçek, sandığımız kadar cazi